ENG
Rana Beri
ENG
Hayatla bağlantıya geçmek için anda kalın

Hayatla bağlantıya geçmek için anda kalın

Yalnız mısınız? Her şey size aynıymış gibi mi geliyor? Kendinizle sessizce baş başa kalmaya tahammül edemiyor musunuz? “Anda Kalmak” kitabının yazarı, Rana Beri, bize an’ı yaşamamızı öneriyor....

Son zamanlarda niçin herkes anda kalmaktan söz eder oldu? 

Anda kalmak aslında hepimizin ihtiyaç duyduğu ama geçmişle ilgili sıkıntılarımızdan ya da gelecekle ilgili plan ve korkularımızdan dolayı pek beceremediğimiz bir şey. Çağımızsa hız çağı. Çoğalan nüfus, dolup taşan kentler, sıkışan trafik, yükselen beton yığınları, beslenmenin bile doğallığını, ritüellerini yitirip hıza teslim oluşu, durmadan artan vakitsizlik sorunu, internet bağımlılığıyla ayyuka çıkan iletişimsizlik, hızlı aşklar hızlı ayrılıklar ve göz açıp kapayıncaya kadar vedalaşmalar… Sanki bir hız trenine binmişçesine yaşar olduk. O yüzden de, başımızı çevirip pencereden baktığımızda her şey aynı geliyor bize. Bunu değiştirmenin, hayattan eskisi gibi tat almanın ve kendimize tekrar kavuşmanın çarelerini arar olduk. Dijital yaşam varlığımızı, ne hissettiğimizi, nerede olduğumuzu adeta unutturdu bize. Sosyal medyada başkalarının hayatlarını izlerken kendi hayatımızın değil, başka hayatların parçası olmaya başladık. Varlığımızı, duyularımızı, duygularımızı bastırdıkça yaşadığımız an’ı kaçırır olduk. Özümüzle bağlantımız zayıfladı. Bu da insanın doğal yapısına uygun olmadığı için bizi huzursuz etmeye başladı. İçin için bir şeylerin eksikliğini fark ediyoruz ve bunun anda kalmakla ilgili olduğunu seziyoruz. 

Zihnimiz niçin geçmişe ya da geleceğe takılır?

Zihnimiz bunu ortada hiçbir neden yokken yapar. Çünkü şimdiki zamanı ya da an’ı kötü, tatsız, mutsuz şeylerle ilişkilendirmeye şartlanmıştır. Gözlerimizi körleştiren bir yargıdır bu. “Şimdiki zaman”, “içinde bulunduğunuz an” ya da “hayatınızda olup biten şeyler” dendiği anda zihnimiz “felaket”, “mutsuzluk” ve “acı çekme” alarmları vermeye başlar. 

Bu da, şimdiki zamandan otomatik olarak kaçış refleksi yaratır içimizde. Kendimizi ve içinde bulunduğunuz an’ı yargılamadan, olduğu gibi kabul etmek, zihnimizin geçmişe ve geleceğe savrulmasının, tasarımlara girişmesinin önünü kesecek ilk adımlardan biridir. 

An’ın yaşanması, yargısız bir kabulle mümkündür. 

Yargısız kabule nasıl geçeriz?

Hayatımızda olup bitenlerin nasıl oluyorlarsa öyle olmalarını isteyerek geçebiliriz. Bu, onların olmalarına izin vermek demektir. Zihinsel tasarımlarımızsa, bu izni ortadan kaldırıp onların olmasını önlemeye çalışır. Dolayısıyla, biz aslında olan biten değil, olmalarına izin vermediğimiz, gerçekleşmemiş ya da gerçek olmayan şeylerin sonuçlarını ve duygularını yaşarız. 

Başımıza gelen kötü şeylerin de mi gerçekleşmelerine izin vermeliyiz?

Başımıza gelen kötü şeyleri yargısız kabulle yaşamak, onların geçip gitmesine, yaşanıp bitmesine izin vermektir. Çünkü şimdiki zaman saydam ve geçirgendir. Mesela üzüntü insanın duygu yelpazesindeki renklerden biridir sadece. Varlığını kabullendiğimizde, ona direnmediğimizde, bütün diğer duygular gibi gelmesi gereken zamanda gelip gitmesi gereken zamanda da gider. Anlık bir şeye dönüşür ve bizi aşağı çekmeden, an’ın dışına düşürmeden terk eder.

AN GELİR AŞKA HAZIR OLURUZ

Aşkın anda kalmakla ilişkisi nedir? 

Bir an gelir ve aşka hazır olduğumuzu duyarız içimizde. Bizde bu duyguyu uyandıracak herhangi biri henüz görünürde yoktur. Ama biz yine de hissederiz ki, aşkın eli kulağındadır. Bazen tatlı tatlı yağan bir yağmurdur bizi buna inandıran. Bazen ılık bir yaz gecesidir. Kimi zaman penceremize vuran sabah güneşidir. Kimi zaman bir şarkıdır. Sesimize, gözlerimizin içine bir canlılık gelip yerleşmiştir. Şikâyetlerimiz, karamsarlığımız geride kalmıştır. Her ne olmuşsa olmuştur ve ve biz artık aşka hazırızdır. İşte tam o sırada, kimi beklediğimizi bilmeden beklediğimiz o kişi çıkıp gelir ve biz âşık oluruz! “Evet,” deriz, “Hissetmiştim bunu.” Bunu kendimize böyle söylediğimizde, aslında, aşk duygusunun, âşık olacağımız kişiden bağımsız bir biçimde içimize doğduğunu anlatırız. Bu çok tanıdık bir durumdur. 

PAYLAŞ